1999
Google'dan önce: adresi bilmen gerekirdi
Bir şeyi aramak diye bir alışkanlık yoktu. Adresleri defterlere yazardık, dergilerden kopyalardık, arkadaştan alırdık.
Bugün bir şeyi merak ettiğinde yazıyorsun ve buluyorsun. Bu o kadar sıradan ki, bunun bir zamanlar mümkün olmadığını hayal etmek zor.
Adres defteri
İnternete girmek için nereye gideceğini bilmen gerekirdi.
Adresler dergilerden kopyalanırdı. Arkadaşlar birbirine yazardı. Bazı insanların gerçekten bir defteri vardı — kâğıt defter — ve içinde site adresleri yazılıydı.
Bir sitenin adresini yanlış yazarsan hiçbir yere gitmezdin. "Bunu mu demek istediniz?" diye soran kimse yoktu.
Kategorili dizinler
Arama motorlarından önce dizinler vardı: siteler elle kategorilere ayrılırdı. Spor > Futbol > Kulüpler. Bilim > Astronomi. İnsanlar tek tek oturup siteleri sınıflandırıyordu.
İnternetin bir kütüphane gibi düzenlenebileceğine inanıldığı bir dönemdi. Sonra internet o kadar büyüdü ki, elle düzenlemek imkânsız hâle geldi. Dizinlerin ölümü, aslında internetin büyüklüğünün ilanıydı.
Türkiye'de arama
Türkiye'nin de kendi portalları ve arama denemeleri vardı. Bir dönem "Türkçe arama" ayrı bir vaatti, çünkü yabancı motorlar Türkçe karakterle ve Türkçe eklerle baş edemiyordu.
"Ankara'daki" yazınca "Ankara" bulamayan bir motor işe yaramıyordu. Türkçe sondan eklemeli bir dil ve bu, arama teknolojisi için gerçek bir problemdi. Bugün çözülmüş görünüyor ama bedava çözülmedi.
Bulmak bir beceriydi
O dönemde iyi bir şey bulduğunda onu saklardın. Sık kullanılanlara eklerdin, arkadaşına söylerdin, bir yere not ederdin.
Çünkü bir daha bulacağının garantisi yoktu.
Şimdi hiçbir şeyi saklamıyoruz, çünkü her şey aranabilir. Bir yandan özgürleştirici. Bir yandan da hiçbir şeyin kıymetli olmaması demek.
// paylaş
// hatıra defteri
Sen ne hatırlıyorsun?
Burası yorum alanı değil. Bu yazıyı okurken aklına gelen kendi hatıranı bırak — bir isim, bir akşam, bir ayrıntı. Arşiv ortak hafızayla büyüyor.
Defter henüz boş. İlk hatırayı sen bırak.