2001
İlker'in defteri
Bir yılbaşı gecesi kasaları kucaklayıp Ferdi'nin evine taşıdık. Üç bilgisayar, bir oda, sabaha kadar. Ve İlker'in elinde bir defter vardı — birbirimize not verirdik.
Puan Defteri
31 Aralık — 1 Ocak · Ferdi'nin odası
- İlker porttan servisi buldu, adını da bildi 9
- Ferdi uzatmayı uzatmaya taktı, sigorta atmadı 7
- Edi açtı ama nasıl açtığını anlatamadı 5
- Edi anlattı — puanı düzeltiyorum 8
- Ferdi kola devrildi, klavye kurtarıldı 4
- İlker niye kırıldığını çizerek anlattı 10
sabah oldu. kasaları geri taşıdık. bu sefer daha ağırdı.
Aslı bir yerlerde duruyordur.
Yılbaşı gecesiydi.
Herkes bir yere gidiyordu. Sokakta insanlar ellerinde paketlerle, üstlerinde en iyi kıyafetleriyle yürüyordu. Biz de yürüyorduk — ama kucağımızda bilgisayar kasaları vardı.
Kasayı taşımak
Bugünün insanına anlatması zor: o kasalar ağırdı. Metal, dolu, keskin kenarlı. Ve monitör… monitör ayrı bir mesele. Tüplü ekran, on yedi inç, neredeyse yirmi kilo. İki kişi taşırdın, ya da bir kişi taşır, on metrede bir yere bırakıp nefes alırdı.
Kasayı göğsüne bastırırdın çünkü başka türlü tutamazdın. Soğuk metal, kışın, montun üstünden bile hissedilirdi. Kabloları cebine tıkardın, klavyeyi koltuk altına sıkıştırırdın, farenin kablosu yerde sürünürdü.
Ferdi'nin evine böyle gittik. Üç kişi, üç bilgisayar. Ben, İlker ve Ferdi.
Üç kasa, bir oda
Odaya kurduk. Priz yetmedi, uzatma kablosu getirdik. Uzatma da yetmedi, başka bir uzatmayı ona taktık — o gece sigortanın atmamasına hâlâ şaşarım.
Üç bilgisayar bir odada çalışınca oda ısınır. Fanların sesi bir süre sonra duyulmaz olur, beynin onu siler. Ekranların ışığı duvarlara vurur. Perdeyi kapatırsın çünkü dışarısı fazla parlaktır — hâlbuki gece yarısıdır.
Kola vardı. Cips vardı. Yılbaşı olduğu için evde kalan bir şeyler vardı. Kimse yemek yediğini hatırlamaz.
"Hacking" derdik
O yıllarda "hacking" dediğimiz şey, bugün anlaşılandan farklıydı. Kimseye zarar vermeye çalışmıyorduk — nasıl çalıştığını anlamaya çalışıyorduk.
Port neydi? Bir makine kendini nasıl tanıtırdı? Bir servis niye açıktı, kapatınca ne olurdu? Bir şifre nasıl saklanırdı, saklanmazsa ne olurdu? Forumlardan okuduğumuz yarım yamalak anlatımları birbirimize anlatırdık. Yarısı yanlıştı. Yanlış olduğunu deneyerek öğrendik.
Bir şeyi kırdığımızda sevinmezdik. Sevindiğimiz an, niye kırıldığını anladığımız andı. Aradaki fark bugün yaptığım işin tamamı.
Ve defter
İlker'in bir defteri vardı.
Kareli, sıradan bir okul defteri. Ve o defterde birbirimize not verirdik. Kim ne yaptı, kim neyi çözdü, kim saatlerce uğraşıp hiçbir yere varamadı — hepsi yazılırdı. Puanlar verilirdi. İtiraz edilirdi. İtiraz da yazılırdı.
Kimin fikri olduğunu şimdi hatırlamıyorum. Ama defteri hep o tutardı. Elinde kalem, ekrandan dönüp bize bakar, bir şey yazar, sonra devam ederdik.
Şimdi düşününce: o defter bir log dosyasıydı. Üç çocuğun, kimse söylemeden, kendiliğinden tuttuğu bir kayıt. Bugün sistem günlüklerine bakarken aynı şeyi yapıyorum — ne oldu, ne zaman oldu, kim yaptı.
O alışkanlık orada başlamış.
Sabah
Perdeyi açtığımızda dışarısı griydi. Yılbaşının ilk sabahı. Sokak bomboş, herkes uyuyor.
Kasaları tekrar kucakladık. Aynı yol, ters yön. Bu sefer daha ağırdı, çünkü uyumamıştık.
Evime gelip yattığımı hatırlıyorum. Kaç saat uyudum bilmiyorum.
O defter kimde kaldı
İlker'i kaybettik.
Ve ben o defteri düşünüyorum. Kareli, sıradan, üstünde bir çocuğun el yazısıyla üç isim ve yanlarında puanlar olan o defteri.
Bir yerde duruyordur belki. Belki bir kutunun içinde, belki atılmıştır, belki kimse ne olduğunu anlamadan bir kenara koymuştur.
O gece üçümüz oradaydık ve bunu kimse yazmadı — İlker yazdı.
Kaydı tutan oydu.
Mekânın cennet olsun İlker. Defterin bende.
// paylaş
// hatıra defteri
Sen ne hatırlıyorsun?
Burası yorum alanı değil. Bu yazıyı okurken aklına gelen kendi hatıranı bırak — bir isim, bir akşam, bir ayrıntı. Arşiv ortak hafızayla büyüyor.
Defter henüz boş. İlk hatırayı sen bırak.