2000
'İnternetten indirdim': ödevin kaynağı sorulmadığı yıllar
Bir konu verilirdi, sen arar, kopyalar, yapıştırırdın. Öğretmenler önce fark etmedi, sonra fark etti ve bir savaş başladı.
Ödev verilirdi. Eskiden ansiklopedi açardın. Sonra internet geldi ve her şey değişti.
Kopyala-yapıştır
Arardın. Bir sayfa bulurdun. Seçer, kopyalar, kelime işlemciye yapıştırırdın.
Ve yapıştırınca biçim de gelirdi. Farklı yazı tipi, mavi altı çizili bağlantılar, garip aralıklar. O biçim, kopyalandığının en net kanıtıydı.
Akıllı olanlar "biçimsiz yapıştır" seçeneğini keşfetti. Daha akıllı olanlar cümleleri değiştirdi. En akıllı olanlar okuyup kendi yazdı ve zaten onların ödeve ihtiyacı yoktu.
Öğretmen tarafı
Öğretmenler önce fark etmedi. Sonra fark etti ve bir cümleyi arama motoruna yazmayı öğrendi.
Bu, eğitimle teknoloji arasındaki ilk gerçek silahlanma yarışıydı ve bugün yapay zekâ üzerinden aynısı yaşanıyor.
Kalıcı çözüm hiçbir zaman yasak olmadı. Soruyu değiştirmek oldu: "Osmanlı'nın kuruluşunu anlat" sorusu kopyalanabilir, "bu iki kaynağın çeliştiği yeri bul ve neden çeliştiklerini tartış" sorusu kopyalanamaz.
Kaynak diye bir kavram
O yıllarda kaynak göstermek diye bir alışkanlık yoktu. İnternette bulunan şey "internetin"di, kimsenin değil.
Kimin yazdığı, ne zaman yazdığı, doğru olup olmadığı sorulmazdı.
Bugünün en büyük sorunlarından biri — bilginin kaynağını sorgulamamak — o alışkanlığın devamı.
Ne kaybettik, ne kazandık
Kazandık: bir çocuk, evinde ansiklopedi olmasa da her konuya ulaşabiliyordu. Bu, gerçek ve büyük bir eşitlenmedir.
Kaybettik: aramak, bulmak, karşılaştırmak, seçmek. Ansiklopedide bir konuyu ararken üç sayfa başka şey okurdun. O tesadüfi öğrenme yok oldu.
İkisi de doğru. Teknolojinin hiçbir etkisi tek yönlü değildir.
// paylaş
// hatıra defteri
Sen ne hatırlıyorsun?
Burası yorum alanı değil. Bu yazıyı okurken aklına gelen kendi hatıranı bırak — bir isim, bir akşam, bir ayrıntı. Arşiv ortak hafızayla büyüyor.
Defter henüz boş. İlk hatırayı sen bırak.