2005
CD yazmak: 700 megabaytlık kumar
Yazma işlemi başlayınca bilgisayara dokunmazdın. Fareyi bile oynatmazdın. Çünkü hata verirse o CD çöpe giderdi.
Boş CD alırdın. Onlu paket, ince plastik kutuda ya da mil denen o plastik kulede. Ve her biri paraydı.
Yazma gecesi
Programı açar, dosyaları sürükler, kapasiteyi kontrol ederdin. 700 megabayt. Çubuk kırmızıya döndüyse bir şey çıkarman gerekirdi.
Sonra "Yaz" düğmesine basardın.
Ve o andan itibaren bilgisayara dokunmazdın.
Fareyi oynatmazdın. Başka program açmazdın. Odadan çıkardın. Kimse bilgisayarın yanından geçmesin diye tembih ederdin. Çünkü işlem bölünürse CD yanardı — kelimenin gerçek anlamıyla değil ama işlevsel olarak.
Buffer underrun
O yılların korkulu terimi buydu.
Bilgisayar, yazıcıya veriyi yeterince hızlı gönderemezse yazma kesilir ve CD bozulurdu. Sabit disk yavaşsa, başka program çalışıyorsa, sistem bir an takılırsa.
Sonra bunu önleyen teknolojiler geldi ve terim tarihe karıştı. Ama o yıllarda "bilgisayara dokunma, CD yazıyor" cümlesi her evde duyulurdu.
Kalemle üstüne yazmak
Yazma bitince CD'yi çıkarır, üstüne kalemle isim yazardın.
O yazı önemliydi çünkü CD'lerin hepsi aynı görünüyordu. Yazmazsan bir hafta sonra hangisinin ne olduğunu bilemezdin ve tek yolu takıp bakmaktı.
Kimileri özel kalem alırdı. Kimileri tükenmezle yazar ve yıllar sonra yazının silindiğini görürdü.
Hediye CD
Ve en güzeli: birine CD hazırlamak.
Şarkıları seçerdin. Sırasını düşünürdün. Hangi parça hangisinden sonra gelmeli, nerede yavaşlamalı, nasıl bitmeli.
Sonra üstüne bir şey yazardın. Bazen sadece isim. Bazen bir tarih. Bazen bir cümle.
O CD'yi verirken elin titrerdi.
Bugün bir çalma listesi bağlantısı gönderiyoruz. Aynı şarkılar. Ama elimiz titremiyor.
// paylaş
// hatıra defteri
Sen ne hatırlıyorsun?
Burası yorum alanı değil. Bu yazıyı okurken aklına gelen kendi hatıranı bırak — bir isim, bir akşam, bir ayrıntı. Arşiv ortak hafızayla büyüyor.
Defter henüz boş. İlk hatırayı sen bırak.