2010
Check-in: nerede olduğunu ilan etmek
Bir kafeye girip telefonu çıkarıp 'buradayım' demek. Kısa sürdü, çabuk unutuldu, ama arkasında çok şey bıraktı.
Bir mekâna girerdin ve ilk işin oraya girdiğini bildirmek olurdu.
Rozet ve başkanlık
Oyunlaştırma diye bir kelimeyi çoğumuz ilk burada gördük — adını bilmeden.
Aynı yere en çok giden kişi o mekânın başkanı olurdu. Unvan hiçbir işe yaramazdı. Yine de insanlar unvanı kaptırmamak için fazladan kahve içti.
Rozetler vardı. Belirli şeyleri yapınca açılırdı. Hiçbir karşılığı yoktu.
İnsanı bir şeye devam ettirmek için ödülün değerli olması gerekmiyor; sayılıyor olması yetiyor. Bu, sonraki on yılın bütün uygulamalarının temel mantığı oldu: adım sayar, seri, günlük görev, halka kapatmak.
Mahremiyetin şakaya alındığı dönem
Bugün biri size "sürekli nerede olduğunuzu herkese bildirin" dese tedirgin olursunuz.
2010'da bu eğlenceliydi.
Konum, veri olarak düşünülmüyordu. Paylaşım sanılıyordu. Evde olmadığını herkese ilan etmenin ne anlama geldiği birkaç hırsızlık haberinden sonra konuşulmaya başlandı.
Sonra check-in modası geçti. Ama konum toplama geçmedi — sadece görünmez oldu.
Artık düğmeye basmıyoruz. Telefon zaten biliyor.
Bir alışkanlığın modası geçtiğinde, arkasındaki altyapının da gittiğini sanmak en yaygın hatadır.
Geriye kalan
Mekânların dijital bir kimliği olabileceği fikri buradan kaldı. Bugün bir restoranın puanı, fotoğrafları, yoğunluk saatleri — hepsinin atası o rozet oyunudur.
Faydalı oldu. Karşılığında bir şey verdik ve ne verdiğimizi o gün bilmiyorduk.
// paylaş
// hatıra defteri
Sen ne hatırlıyorsun?
Burası yorum alanı değil. Bu yazıyı okurken aklına gelen kendi hatıranı bırak — bir isim, bir akşam, bir ayrıntı. Arşiv ortak hafızayla büyüyor.
Defter henüz boş. İlk hatırayı sen bırak.