1997
Disket: 1.44 megabaytlık dünya
Ödevin, oyunun, hayatın oradaydı. Bir buçuk megabayt. Ve o disket bazen açılmazdı — o zaman her şey biterdi.
Cebinde taşırdın. Sert plastik, üstünde metal bir kapak, arkasında küçük bir kilit deliği. Ve içinde 1.44 megabayt.
Bugünün tek bir fotoğrafı, o disketin üç katı yer kaplıyor.
Etiketin üstündeki yazı
Her disketin üstünde beyaz bir etiket olurdu ve oraya ne olduğunu yazardın. Tükenmezle. Sonra üstünü çizip başka bir şey yazardın. Sonra bir kez daha.
Bir disketin üstünde dört yazı varsa, o disket çok yaşamış demekti.
"Okunamıyor"
Ve sonra o an gelirdi. Disketi takarsın, sürücü tanıdık sesini çıkarır — o tırmalama sesi — ve ekranda şu yazar:
Aygıt hazır değil. Yeniden dene / Vazgeç
Yeniden denersin. Bir daha denersin. Disketi çıkarıp üflersin — nedenini kimse bilmez ama herkes üflerdi. Metal kapağı biraz oynatırsın. Tekrar takarsın.
Bazen açılır ve dünyanın en güzel hissini yaşarsın. Bazen açılmaz.
Açılmadığında ödev gitmiş demektir. Öğretmen "disketim bozuldu" bahanesini duymaktan bıkmıştı ama o bahane çoğu zaman gerçekti.
Yedek diye bir kavram yoktu
Tek kopya vardı. Sabit diskte de bir kopya bırakmayı akıl edenler azdı, çünkü o disketi başka bir bilgisayarda kullanacaktın ve senkron diye bir şey yoktu.
Bugün her şey üç yerde birden duruyor ve kimse bunu düşünmüyor bile. O zaman tek bir plastik kareye güvenirdik.
Sonra
CD geldi, 700 megabayt. Sonra USB bellek geldi ve disketin ölümü resmen ilan edildi.
Ama bir iz kaldı: bugün kullandığın hemen her programda kaydet simgesi hâlâ bir diskettir. Yirmi yıldır o simgeye basan çocukların çoğu, o şeklin ne olduğunu bilmiyor.
Bir nesnenin en kalıcı hâli, artık var olmadığı hâlde simgesi olarak yaşamaya devam etmesidir.
// paylaş
// hatıra defteri
Sen ne hatırlıyorsun?
Burası yorum alanı değil. Bu yazıyı okurken aklına gelen kendi hatıranı bırak — bir isim, bir akşam, bir ayrıntı. Arşiv ortak hafızayla büyüyor.
Defter henüz boş. İlk hatırayı sen bırak.