ATH0
ATDT 0 850 288 2000
RINGING...
CARRIER 2100 Hz
PROTOCOL: LAPM / V.42BIS
TRAINING...
CONNECT 56000/ARQ/V90/LAPM/V42BIS
sanalalem.org — arşiv bağlantısı kuruldu
45 kayıt bulundu. hoş geldin, seni özlemişiz.
Ses açık olsun. Bu ton dizisi hazır bir kayıt değil — tarayıcında, gerçek bir V.90 çağrısının aşamalarına göre o an üretiliyor.
// arşiv
#2000ler
← tüm arşiv (53 kayıt)Windows 95: bir düğme her şeyi değiştirdi
Sol alt köşeye bir düğme koydular ve üstüne 'Başlat' yazdılar. Bilgisayar kullanmak o gün sıradan insanlar için mümkün hâle geldi.
O ses: çevirmeli bağlantının 30 saniyesi
Tıklama, cızırtı, iki notanın birbirini araması, sonra o beyaz gürültü. Türkiye'de bir neslin internete girerken duyduğu ilk sesti — ve tam 30 saniye sürerdi.
Kendi web siten: ziyaretçi defteri, hit sayacı, animasyonlu GIF
'Bu site 800x600 çözünürlük için tasarlanmıştır.' Altında dönen bir zarf, köşede yapım aşamasında çalışan bir adam, ve arka planda otomatik başlayan bir MIDI.
ICQ: numaran kaçtı?
Kullanıcı adı değil, numara verirlerdi. Numaran ne kadar küçükse o kadar eskiydin. Ve o çiçek, yeşile döndüğünde birinin seni beklediği anlamına gelirdi.
mIRC'te kanal sahibi olmak: 2000'lerin ilk sosyal medyası
@ işareti bir rütbeydi. Kanal senin evindi. Ve internet, bugünkünden çok daha küçük ama çok daha bizimdi.
Karam (2000): bize ait sandığımız şarkı aslında kimseye ait değildi
Hakan Peker'in 2000'de çıkardığı Karam bir kuşağın şarkısı oldu. Ama beste ona ait değildi — bestecisi anonim bir İstanbul türküsüydü ve ondan önce onlarca ses okumuştu.
ILOVEYOU ve format atmanın sıradanlığı
Bir e-posta geldi, konu satırında 'seni seviyorum' yazıyordu. Dünyanın yarısı tıkladı. Ve o yıllarda format atmak bir çözüm değil, bir alışkanlıktı.
Nokia 3310: kontör, mesaj kotası ve Yılan
Mesaj karakteri sayardık. Kontör bitmesin diye çaldırıp kapatırdık. Ve o telefon gerçekten kırılmıyordu.
Oyun kutusu, kalın kılavuz ve CD anahtarı
Oyun almak bir kutu almaktı. İçinden kılavuz çıkardı, harita çıkardı, bazen çıkartma çıkardı. Ve arkasında o 25 haneli anahtar.
'İnternetten indirdim': ödevin kaynağı sorulmadığı yıllar
Bir konu verilirdi, sen arar, kopyalar, yapıştırırdın. Öğretmenler önce fark etmedi, sonra fark etti ve bir savaş başladı.
"asl?" — üç harfle başlayan tanışmalar
Yaş, cinsiyet, şehir. Sohbet odasında biri sana yazdığında ilk soru buydu ve cevabın kimliğinin tamamıydı.
Kadıköy bit pazarı: birinin çöpü, senin ekran kartın
Tezgâhta bilgisayar parçaları, eski dergiler, üstü çizilmiş CD'ler. Hiçbirini deneyemezdin. "Çalışıyor abi" bir iddiaydı, kanıt değil.
Üç sokak boyunca kablo
Half-Life oynamak için müstakil evlerin arasına ethernet çektik. Bahçe duvarından, sokağın üstünden, direkten. Üç sokak. Ve ağın merkezinde AGABEY vardı.
İlker'in defteri
Bir yılbaşı gecesi kasaları kucaklayıp Ferdi'nin evine taşıdık. Üç bilgisayar, bir oda, sabaha kadar. Ve İlker'in elinde bir defter vardı — birbirimize not verirdik.
Kasa toplamak: parça parça bilgisayar
Hazır bilgisayar almak ayıptı. Listeyi çıkarır, dükkân dükkân gezer, parçaları tek tek alır, akşam evde birleştirirdin.
Müziğin dosyaya dönüştüğü an
Bir albümü dinlemek için almak gerekiyordu. Sonra bir program çıktı ve müzik, kopyalanabilir bir dosya oldu. Endüstri bir daha toparlanamadı.
Winamp: llama'nın hakkından gelen program
5 megabaytlık bir program, 10 kilobaytlık bir arayüz teması ve saatlerce uğraşıp yaptığın o çalma listesi. Müzik dinlemek bir kez daha hiç böyle olmadı.
FlashGet: indirmeyi kaldığı yerden devam ettiren program
Dosyayı parçalara böler, hepsini aynı anda indirirdi. Ama asıl kahramanlığı başkaydı: hat düştüğünde her şey sıfırlanmıyordu.
Kazaa, DC++ ve hub'a girmek
Dosya paylaşımı bir teknoloji değil, bir topluluk meselesiydi. Hub'a girerdin, kurallar vardı, paylaşmayanı atarlardı.
WAP: cepten internete girmenin ilk ve en pahalı hâli
Telefondan internete girebiliyordun. Siyah beyaz, yazıdan ibaret ve dakikası para. Herkes bir kez denedi, çoğu bir daha denemedi.
İnternet radyoları: dünyanın öbür ucundan yayın dinlemek
Bir adres yazardın ve Norveç'ten bir radyo çalmaya başlardı. Sonra bağlantı kesilir, tampon dolmasını beklerdin.
İki nokta, tire, parantez: duyguyu yazıya sokmak
Metinde ses tonu yoktu, mimik yoktu. Bir nesil, noktalama işaretlerinden yüz yaptı ve sorunu kendi çözdü.
Yazıcıoğlu İş Hanı: bir binanın içine sığmış bilgisayar dünyası
Kat kat dükkân, her katta başka bir uzmanlık. İnternetten sipariş verebildiğimiz gün kazandığımız şey hız oldu; kaybettiğimiz şey "onu alma abi" diyen adamdı.
MSN Messenger: durum mesajına şarkı sözü yazdığımız yıllar
Titreşim gönderirdik, çevrimdışı görünürdük, adımızın yanına kalp koyardık. Bir neslin duygusal iletişimi bir mesajlaşma programının durum satırında yaşandı.
Mynet: Türkiye'nin açılış sayfası
Tarayıcıyı açtığında karşına çıkan tek sayfa. Haber, burç, sohbet, e-posta, oyun — hepsi tek ekranda. İnternet henüz bir yer değil, bir kapıydı.
WinRAR: hiç bitmeyen 40 günlük deneme süresi
Kırk gün deneme süresi vardı ve o süre hiç bitmedi. Yirmi yıldır uyarı penceresine 'kapat' basan bir dünya var.
de_dust2: bir haritayı ezberlemek
Otuz iki metrekare bir haritayı, kaç kişinin nereden geleceğine kadar bilirdik. Bugün hâlâ o haritayı çizebilirim.
Masaüstü teması ve ekran koruyucu: bilgisayarı kendine benzetmek
Duvar kâğıdı, imleç seti, açılış sesi, ekran koruyucu. Bilgisayarın nasıl göründüğü, ne yaptığından daha çok konuşulurdu.
İnternet kafe: saati 1 lira, hayatı paha biçilmez
Sigara dumanı, klavye takırtısı, arkadan gelen 'abi 15 dakika daha' sesi. Knight Online, Metin2 ve Counter-Strike bir neslin ilk sosyal ağıydı — ve fiziksel bir mekânı vardı.
Sözlük dili: internetin Türkçesi orada şekillendi
Küçük harfle yazmak bir üsluptu. Başlık açmak bir sanattı. Ve bir konuyu 'girmek' fiiliyle anlatmayı orada öğrendik.
Forum kültürü: imza, avatar ve mesaj sayısı
Her mesajın altında dört satırlık bir imza vardı. Mesaj sayın rütbendi. Ve 'ilk' yazmak bir gelenekti.
İlk online alışveriş: kart numarasını yazmaya cesaret edememek
İnternetten bir şey almak uzun süre delilik sayıldı. Kapıda ödeme, bir teknolojinin değil bir güvensizliğin çözümüydü.
Webcam: saniyede beş kare görüntülü konuşma
Görüntü donuk, ses gecikmeli, ışık berbattı. Ama karşındaki kişiyi görüyordun ve bu o gün için inanılmazdı.
Blog yazmak: internette kendi köşesini açmak
Ücretsizdi, kolaydı, ve ilk kez herhangi biri yayıncı olabiliyordu. Sonra sosyal medya geldi ve o köşeler boşaldı.
İlk ADSL: telefon çalarken internete girebilmek
256 kbps. Bugün bir fotoğraf bile bu hızla inmez. Ama o gün hayatımızda değişen şey hız değildi — internetin artık kapanmıyor olmasıydı.
CD yazmak: 700 megabaytlık kumar
Yazma işlemi başlayınca bilgisayara dokunmazdın. Fareyi bile oynatmazdın. Çünkü hata verirse o CD çöpe giderdi.
USB bellek: cebe sığan sabit disk
Küçücük bir şey aldın ve içine yüz disket sığdı. Ama asıl devrim boyut değildi — sürücü diski istememesiydi.
Dijital fotoğraf: 36 kare sınırının kalkması
Filmde 36 kare vardı ve her biri paraydı. Sonra hafıza kartı geldi, çekmek bedava oldu ve fotoğrafla ilişkimiz tamamen değişti.
Bedava hosting: reklam bandına razı olmak
Siten ücretsiz yayınlanırdı ama üstünde bir reklam bandı olurdu. Ve adresin uzun, karmaşık, senin olmayan bir şeydi.
Sanal klavye: fareyle şifre yazdığımız yıllar
Bankaya girerken ekranda bir klavye çıkardı ve şifreni fareyle tıklardın. Tuhaf görünüyordu ama gerçek bir tehdide karşıydı.
Video paylaşmak: kameradan çıkanı dünyaya koymak
O güne kadar video, televizyonun işiydi. Sonra herkes yükleyebilir oldu ve internet bir daha aynı olmadı.
Torrent: herkesin aynı anda hem alıcı hem verici olması
Dosya bir yerden gelmiyordu. Yüzlerce kişiden parça parça geliyordu. Ve sen indirirken aynı anda dağıtıyordun.
Facebook'tan önceki sosyal ağlar: profil, arkadaş, ziyaretçi sayacı
Profilinin müziği çalardı, arka planı sen seçerdin, kimin ne zaman baktığı yazardı. Sonra hepsi tek bir yerde toplandı.
Ansiklopedinin bitişi: bilgiyi herkesin yazabilmesi
Evlerde otuz ciltlik ansiklopediler vardı. Sonra herkesin yazabildiği bir ansiklopedi çıktı ve kimse buna inanmadı.
MSN'den Facebook'a: listemizi kaybettiğimiz yıl
Bir gün herkes başka bir yere taşındı. Ve arkada bıraktığımız o kişi listesi, bir daha hiç aynı şekilde kurulmadı.
Bu sayfa 800×600 için tasarlanmamıştır — ama kalbi öyle atar.